“…there is an idea of a Patrick Bateman Some kind of abstraction, but there is no real me, only an entity, Something illusory, and though I can hide my cold gaze and you can shake my hand and feel flesh gripping yours and maybe you can even sense our lifestyles are probably comparable: I simply am not there. It is hard for me to make sense on any given level. Myself is fabricated, an aberration. I am a noncontingent human being. My personality is sketchy and unformed, my heartlessness goes deep and is persistent. My conscience, my pity, my hopes disappeared a long time ago (probably at Harvard) if they ever did exist. There are no more barriers to cross. All I have in common with the uncontrollable and the insane, the vicious and the evil, all the mayhem I have caused and my utter indifference toward it, I have now surpassed. I still, though, hold on to one single bleak truth: no one is safe, nothing is redeemed. Yet I am blameless. Each model of human behavior must be assumed to have some validity. Is evil something you are? Or is it something you do? My pain is constant and sharp and I do not hope for a better world for anyone. In fact I want my pain to be inflicted on others. I want no one to escape. But even after admitting this—and I have, countless times, in just about every act I’ve committed - and coming face-to-face with these truths, there is no catharsis
. I gain no deeper knowledge about myself, no new understanding can he extracted from my telling. There has been no reason for me to tell you any of this. This confession has meant nothing...”
Pazartesi, Mart 02, 2009
Cuma, Ocak 09, 2009
Ayar

Orhan Pamuk'un yerinde olsam ve bu ayarı yesem 10 yıl elime kağıt kalem almam hatta bir hafta odama kapanır ağlarım, ekşisözlükten kopyalayıp yapıştırıyorum efendim, karşınızda İlber Ortaylı hoca;
nodel ödüllü yazarımız orhan pamuk'un bir kitabında kullandığı şu cümleyi:
"imam ikindi namazı saatinde caminin balkonuna çıkarak ikindi ezanını okudu."
şöyle yorumlamıştır:
"bir kere namazın saati olmaz, vakti olur. saat ayrı, vakit ayrı bir kavramdır. camilerde balkon yoktur, minarenin şerefesi vardır. ezanı da imam okumaz, müezzin okur, o da şerefeye çıkmaz, içeriden okur. bu örnekle de sabittir ki kişiler kendi içinden çıktıkları toplumu bilmeden bir şeyler yapmaya çalıştıklarında doğru şeyler yapmazlar, yapamazlar."
Pazartesi, Ocak 05, 2009
Entel Sarkozy Mi, Kabadayı Erdoğan Mı?

Rusya Gürcistan'a girdiğinde uçağına atlayıp Moskovaya uçtu, Putin'le özel olarak görüştü, görüşmeden çıktığında konuşulanları bütün çarpıcı noktalarıyla basına açıkladı, Rusya'yı bir şekilde harekatı durdurmaya ikna etti, Avrupa Birliği'ni imparatorluğa çevirmek ve başına geçmek için uğraşıyor, eşiyle el ele poz verebiliyor geziyor, yarı çıplak resimleri piyasayada dolaşabiliyor ve üzerine yapılan yorumları görmemezlikten gelebiliyor, gerektiğinde istediği kişiye sus payı verebiliyor ve verdiği kişi cevap veremiyor, egosu çok yüksek ülkesinde kendisine benzeyen voodoo bebeklerini toplatmak üzere harekete geçmiş durumda, ama bunu yaptığı anda ikinci bir bebek furyası olma olasılığı çok düşük, milliyetçi söylemleri kullanarak işbaşına geldi ama iktidara geldikten sonra bu söylemleri çarşafa sarıp kullanmayı çok iyi beceriyor, ön plana milliyetçiliğiyle gelmiyor, söylemleri bütün avrupayı etkiliyor. Ve bugün Sarkozy salırıyla ilgili görüşmek üzere İsraile gidiyor.

avrupadan destur alarak başbakan oldu, seçimden önce seçimden sonra aylarca yurtdışında turladı, Rusya Gürcistan'ı işgal ettiğinde Türk Basınından Rusya'ya çekil çağrısında bulundu (!), acilen Putin'i aradı (!), sonucu bilmiyoruz, zaten Başbakanımızın uğraşacak daha büyük sorunları vardı, Amerika'ya boğazdan geçiş hakkı vermek gibi, basınla sürekli kavgalı, aydın doğan'la ağız dalaşına girdi iki ay sonr ikisi de sus pus oldu, elin sidikli karikatürcüleriyle sürekli kavga halinde, başbakan olmasına rağmen bu soruna bir çözüm bulamıyor, oturup yaptığı konuşmalar bir kenara yazılsa o yazının ana düşüncesini kimse bulamaz, söyledikleri basın açıklamaları Türkiye sınırları içinde yankılanıyor. Halkı onu kabadayı yürüyüşü olduğu için çoook seviyor, hitabeti güçlü diye bayılıyor, ve bugün İsrail Gazze'yi yakıp yıkarken Türkiye başbakanından tepki bekliyor, televizyona çıkıp ulusuna seslenirken değil, uçağına atlayıp Tel Aviv'de bir tepki bekliyor, mahallenin kabadayısı değil, bırak dünyayı kendi bölgesinin kabadayısı olmasını bekliyor.
Cuma, Aralık 26, 2008
1:08
http://www.facebook.com/video/video.php?v=1024867396374&oid=29898122443&ref=nf
bilgisayardan pek anlamam, şu üstteki linki video olarak koyabilmek isterdim buraya, ama herkesin facebook'u var ne de olsa, bi kaç post aşağıda bir şehir takımının bir takımın herkesin işte x takım ruhu işte bilmem ne ruhu dediği olayın nasıl olması gerektiğini yazmıştım, bu da onun videosu olsun, herkes görsün bir takım, bir şehir, bir tribün nasıl olmalıdır, özellikle 1:08'e.
bilgisayardan pek anlamam, şu üstteki linki video olarak koyabilmek isterdim buraya, ama herkesin facebook'u var ne de olsa, bi kaç post aşağıda bir şehir takımının bir takımın herkesin işte x takım ruhu işte bilmem ne ruhu dediği olayın nasıl olması gerektiğini yazmıştım, bu da onun videosu olsun, herkes görsün bir takım, bir şehir, bir tribün nasıl olmalıdır, özellikle 1:08'e.
Salı, Aralık 02, 2008
Şarkı Keşfetmek
Üzerinden yıllar geçer bazı şarkıların siz duymamışsınızdır, ya da duysanız bile o an ruhunuza hitap etmez ve geçersiniz, veya bir şarkı bulur ve çok seversiniz ve sonra farkedersiniz ki çoğu kimsenin o şarkıdan haberi yoktur, işte bu tür şarkılar insanı daha bir sarar, sahiplenirsiniz şarkıyı, o şarkının sizdde oluşturduğu duyguları milyarlarla paylaşmadığınızı bilirsiniz hoşunuza gider,
Yıllar geçti şarkı çıkalı RHCP - Under the Bridge, 18 yıllık şarkıdır, ben daha yeni keşfediyorum, veya by the way albümünden Dosed, müthiş bir şarkı, daha önce blogumda yer alan Robbie Williams - Better Man da buna örnek olabilir, Can Atilla'dan Cariyeler ve Geceler'i keşfetmiştim ilk çıktığında, sonraları az biraz popüler oldu gerçi, örnekler çoğaltılabilir, bu tür şarkıların yeri her zaman ayrıdır.
Yıllar geçti şarkı çıkalı RHCP - Under the Bridge, 18 yıllık şarkıdır, ben daha yeni keşfediyorum, veya by the way albümünden Dosed, müthiş bir şarkı, daha önce blogumda yer alan Robbie Williams - Better Man da buna örnek olabilir, Can Atilla'dan Cariyeler ve Geceler'i keşfetmiştim ilk çıktığında, sonraları az biraz popüler oldu gerçi, örnekler çoğaltılabilir, bu tür şarkıların yeri her zaman ayrıdır.
Çarşamba, Kasım 26, 2008
Salı, Kasım 25, 2008
Yetmiyoooor
Mecidiyeköy'de metrobüsten inince metroya kadar gidilen kaldırım.
Avcılar metrobüs durağından üstgeçide gidene kadarki kaldırım.
Bir adet eti tutkunun içindeki bisküvi sayısı.
Mesai saatlerinde metrobüs sayısı.
Trabzona bayram döneminde kara hava ulaşımı sefer sayısı.
Bir adet panasonic pilin dayanma süresi.
Okuduğum kitaplar.
Bi de, neyse boşver.
Avcılar metrobüs durağından üstgeçide gidene kadarki kaldırım.
Bir adet eti tutkunun içindeki bisküvi sayısı.
Mesai saatlerinde metrobüs sayısı.
Trabzona bayram döneminde kara hava ulaşımı sefer sayısı.
Bir adet panasonic pilin dayanma süresi.
Okuduğum kitaplar.
Bi de, neyse boşver.
Perşembe, Kasım 20, 2008
İki Şey Sınırsızdır

Blog gittikçe özlü sözler bloguna dönüyor ama yapacak birşey yok, hayat insanı özlü sözlerle kendini avutma ve dayanma gücü sağlamaya yönlendiriyor, aslında bu sözler sizin gibi şeyler yaşamış kişiler tarafından söylendiği için evrende yalnız değilim mutluluğu sağladığından da rahatlatıcı olabilir. Bilmiyorum, ama yıllar önce duyduğum ve ara sıra aklıma gelen, genelde herkesin bildiği bir söz vardır Einstein'dan,
'Sadece iki şey sınırsızdır, evren ve insanoğlunun aptallığı, yalnız ilkinden o kadar emin değilim'
Bu söz aptallarla aynı ortamı paylaşmak ve gerçekten de insanoğlunun aptallığında sınır olmadığını görenlere gitsin.
Salı, Kasım 18, 2008
Feeling the Same Way
The whole problem with the world is that fools and fanatics are always so certain of themselves, and wiser people so full of doubts.
Bertrand Russel
Bertrand Russel
Perşembe, Kasım 13, 2008
Capitolo del'occasion
Geçip gitmeme kayıtsız kalan ya da önünden dönüp gittiğim kimse, beni yakalamak için boşuna yorulur.
Çarşamba, Kasım 12, 2008
Şeyh Edebali - Oğul

Osmanlı Devleti'nin kurucusu Osman Bey'e;
oğul, insanlar vardır, şafak vaktinde doğar, akşam ezanında ölürler. avun oğlum avun. güçlüsün kuvvetlisin, akıllısın, kelamlısın. ama; bunları nerede, nasıl kullanacağını bilemezsen sabah rüzgarında savrulur gidersin. öfken ve nefsin bir olup, aklını yener. daima sabırlı, sebatlı ve iradene sahip olasın. dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır.
ananı, atanı say, bereket büyüklerle beraberdir. bu dünyada inancını kaybedersen yeşilken çorak olur, çöllere dönersin. açıksözlü ol. her sözü üstüne alma. gördün söyleme, bildin bilme. sevildiğin yere sık gidip gelme, kalkar muhabettin itibar olmaz. üç kişiye acı; cahiller arasındaki alime,zenginken fakir düşene,hatırlı iken itibarını kaybedene.unutma ki! yüksekte yer tutanlar aşağıdakiler kadar emniyette değildir. haklı olduğunda mücadeleden korkma. bilesin ki atın iyisine doru, yiğidin iyisine deli derler.
Pazar, Kasım 09, 2008
Her Takım Yapamaz




Her takım maç kazanabilir, her takım şampiyon olabilir, ama her takım maç kazandıktan sonra sahada toplanıp kolbastı veya yöresel bir oyun oynayamaz, özellikle 3 istanbul takımı hiç oynayamaz, kimisi samba melodileriyle kimisi fransız şarkılarıyla kimisi daddy cool'larla eğlenir, kimisi devre arasında serdar ortaç şarkılarına eşlik eder, hiçbirinin aslı özü yoktur, hiçbiri özgün kendine ait değildir.özlemişiz bu görüntüleri.
Cuma, Kasım 07, 2008
Boş ev

Az önce fatih erkoç'un efsane şarkısı ellerim bomboşun klibini izlerken farkına vardım, herhalde en hüzünlü en iç burkan manzaralardan biridir boş ev görüntüsü, daha doğrusu içinde birşeyler yaşadığınız, anılarınızın olduğu bir evden taşındıktan sonra o boş odalara bir bakmak ve yaşanılan şeylerin insanın aklına gelmesi.
bu manzarayı 3-4 kez yaşadım şimdiye kadar, evi taşırsınız, yeni eve yerleşirsiniz, son olarak bir şey unuttuk mu diye eve gider şöyle odalara bir bakarsınız, dışarı çıkasınız gelmez, kapıya yaslanıp uzun uzun düşünürsünüz, belki de hayata dair iç burkan detaylardan yalnızca birisidir, ben biraz abartıyorumdur.
Perşembe, Kasım 06, 2008
Bayrağa Uzanan Eller- A 'Turkish Flag' Story
uzun zaman önce olup uzun zamandır aradığım bir video, midesi kalkanlar, kan tutanlar, ay bu ne şiddet içeriyo diyenler, çiçek çocuklar izlemesin efendim şimdiden uyarayım,
olay şudur, yıllar önce ben ortaokuldayken sanırım güney kıbrıslı bir grup fırlama akıllarınca taşkınlık yapmaya karar verirler, ana hedef bayrağımızdır, içlerinden en deli cesaretlisi fırlar barikatı geçer, direğe tırmanmaya başlar....
bir izleyici yorumu, kısa ve net;
Türk bayrağını Allah dan başka kimse indiremez
Pazartesi, Kasım 03, 2008
Çarşamba, Ekim 22, 2008
Pazartesi, Ekim 20, 2008
Roman Başlangıçları
Sözlükleri seviyordum, sonra atılınca boş bir camia olduğuna karar verdim ama şimdi tekrar geri döndüm, bloga yazılarımı engelleyen yegane sebepti sözlük, yine de ilginç başlıklar insanın ufkunu açan konular değişikliklere denk gelebiliyorsunuz, sevdiğim konulardan biri de akılda kalan roman başlangıçları oldu, aklıma ilk simyacı'nın delikanlının adı santiago idi başlangıcı geldi, ki yazmışlar, sayfalarca yazmışlar aslında, içlerinden 5-10 tanesini sizinle paylaşmaya karar verdim;
''mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.''
anna karenina- tolstoy
"...dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi."
yüzyıllık yalnızlık- marquez
"what's it going to be then, eh?"
a clockwork orange
'a long time ago, in a galaxy far, far away... '
star wars ep1
"bugün annem ölmüş. belki de dün, orasını pek bilemeyeceğim."
yabancı-albert camus
(buna özel not: ya abi var mı böyle bir başlangıç, efsane budur)
''mutlu aileler birbirlerine benzerler, her mutsuz aileninse kendine özgü bir mutsuzluğu vardır.''
anna karenina- tolstoy
"...dünya öylesine çiçeği burnundaydı ki, pek çok şeyin adı yoktu daha ve bunlardan söz ederken parmakla işaret edip göstermek gerekirdi."
yüzyıllık yalnızlık- marquez
"what's it going to be then, eh?"
a clockwork orange
'a long time ago, in a galaxy far, far away... '
star wars ep1
"bugün annem ölmüş. belki de dün, orasını pek bilemeyeceğim."
yabancı-albert camus
(buna özel not: ya abi var mı böyle bir başlangıç, efsane budur)
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




