tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
tarih etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Perşembe, Kasım 13, 2008
Cuma, Kasım 02, 2007
Bir Zamanlar Bizim Olan Şehirler - Otranto


Her avrupa haritasına bakışımda atalarımızın barış ve huzur getirdiği yerlere bakar biz torunlarının onların yanında bir hiç olduğunu düşünürüm, ama içlerinden bir tanesi var ki böyle bir not yazmadan geçemedim, italyanın kapısı olan otranto, fatih bir 20 yıl daha yaşasaydı roma, lazio şimdi yılda bir kez trabzona deplasmana geliyor olacaklardı...
Perşembe, Ekim 25, 2007
Salı, Ekim 23, 2007
Pazar, Haziran 03, 2007
Tiryaki Hasan Paşa ve Kanije Müdafaası

90 yaşında bir cengaver, elinde kimi kaynaklara göre 9000 kimi kaynaklara göre 4000 asker, bir kale 100 ufak çaplı top, çok az erzak, çok az barut, düşman 100000 kişi, hepsi çok iyi durumda, kaleye en yakın destek belgrad'da , padişahın kanije'ye saldırı yapıldığından haberi bile yok ve daha nice sayılacak olumsuzluk...
Siz böyle bir durumda ne yapardınız? kaleyi ölümüne savunurdunuz di mi? şimdi Tiryaki Hasan Paşa'nın da böyle yaptığını sanıyorsunuz? evet öyle yaptı ama esir düşman askerlerini yağla balla besleyip kaçmalarına izin vererek düşmanlara durumlarının iyi olduğunu sanmalarını söyleyene kadar, şehitlerin ceplerine sadrazama yazılmış gibi gösterilen ve durumlarının gayet iyi olduğunu söyleyen mektuplar yazıp onları sur dışına bırakarak, böylelikle düşmanlara kalenin erzak durumunun çok iyi olduğu izlenimi veriliyordu ve aynı düşman padişahın saldırıdan haberinin olduğunu sanıyordu, bunların hepsini 90 yaşındaki cengaver yapıyordu, en iyi hamleyi de en sona saklıyordu Hasan Paşa;
bir gece vakti mehteran bölüğünün hücum marşı eşliğinde 4000 asker kaleden birden büyük gürültüyle çıkıyor, hazırlıksız alman, italyan, avusturya, ispanyol askerlerinin içine dalıyor, ne olduğunu anlayamayan düşman askerleri 50000 ölü veriyor, evet, ordunun yarısı imha ediliyor, bunların çoğu da panik halinde birbirlerini öldürmelerinden kaynaklanıyor...kale başarıyla müdafaa ediliyor, haberleri duyup çok sevinen padişah Tiryaki Paşa'ya övgüler diziyor ve hediyeler gönderiyor, ayrıca kendisini vefat edene kadar yapacağı budin beylerbeyliği görevine getiriyor, bunun üzerine Paşa hem alçakgönüllülüğünden hem üzüntüsünden şu sözleri söylüyor;
"kanije'de ettiğimiz küçük bir hizmete karşılık bize vezirlik vermişler ve "hatt-ı hümayun" göndermişler. halbuki, kanuni sultan süleyman, makbul ibrahim paşa'yı tam bir yetkiyle kendi yerine vekil tayin ettiği zaman bile o'nun eline bu kadar iltifatlar ihtiva eden bir mektup vermemişti. rahmetli piyale paşa, yavuz sultan selim hazretlerinin damadı olduğu ve deniz muharebelerinde bütün hıristiyan hükümdarlarının donanmalarına galip geldiği ve sakız adasının fethi gibi nice muvaffakiyetler elde ettiği halde kendisine vezirlik çok görülmüştü. islâm halifesi'nin hatt-ı hümâyûnu kanije muhasarası gibi küçük bir hizmete mükafat olmaya başladı. devletin vezirliği, benim gibi kocamış kimselere kaldı. buna üzülmeyeyim de neye üzüleyim!"
işte biz böyle bir ecdadın torunlarıyız, keşke onlara layık olabilsek, daha geniş bir zamanda Paşa'nın kale içinde askerlerine yaptığı nutkunu da yazacağım ama merak edenler Çamlıca Basım Yayın'dan çıkan Tarihi Hakikatler kitabının 89. sayfasından bu nutku okuyabilirler...
Çarşamba, Mayıs 23, 2007
Tekrar Geleceğiz Viyana

2 kez kuşatmışız viyanayı, ikisinde de başarısız olmuşuz, iki kez kuşatıp da alamadığımız tek şehirdir belki de viyana, halbuki ikincisinde şehir düşmek üzereymiş, şehir içinde veba salgını başlamış, hiçbir yerden yardım gelemediği için de şehirdekiler artık teslim olalım diye isyan etme noktasına gelmişler, ama giray hanı'nın bencilliği ile yaptığı hataya kurban olmuşuz, fethine bu kadar yaklaştığımız viyana'yı alabilsek belki de osmanlı ikinci bir yükseliş devrine girecekti, belki de bütün avrupayı ele geçirecektik, bunları bilemeyiz, ama bildiğimiz birşey var ki o da viyanalıların Türkler tekrar gelecek diye korku içinde yaşamaları, kuşatmaların etkisi o kadar ağır olmuş ki, şehir bir bunalım şehri olmuş, halen viyana şehrinin yüzde 30'u akıl hastası, yüzde yüzde 50'si ise psikolojik destek almak zorunda...
onlar Türkler gelecek diye bu kadar korku içindeyken biz ne haldeyiz, kendimizi şirin göstermek için taviz üstüne taviz veriyoruz, yalakalık yapıyoruz, atalarımız ne yapmışlar, vurup geçmişler, Nilden Tuna'ya isimli kitapta yazar, Medine Tren istasyonunda duvarda "tekrar döneceğiz, Osmanlı" yazısını görmüş ve çok hoşuna gitmiş, ben de diyorum ki "tekrar geleceğiz Viyana" belki bu sefer kılıçla topla olmayacak ama, tekrar geleceğiz Viyana'yı almadan ad geri dönmeyeceğiz...
Pazar, Mayıs 20, 2007
Osmanlı Hayali

Haluk Dursun'un Nil'den Tuna'ya Osmanlı Yazıları kitabını yeni bitirdim, 2000 yılında yazarlar birliği tarafından en iyi gezi kitabı seçilmiş bir eser, yazar, kitabın isminden de anlaşılacağı üzere, nilden tunaya kadar olan, zamanında osmanlının hakim olduğu toprakları gezmiş, orada bulunan insanlarla osmanlıyı, İslamı, "o günleri" konuşmuş ve gerçekten mükemmel bir kitap hazırlamış, ve kitaptan benim çıkardığım sonuç, bu coğrafyadaki insanların hala osmanlının o barış, huzur dolu bereketli yıllarını özlemeleri, özlemle anmaları, şimdi ben diyorum ki, boşverin avrupa birliğini, türk birliğini, bir eski osmanlı ülkeleri birliği yapalım, o ruhu yeniden canlandıralım, arnavutu, kosovalısı, boşnağı, karadağlısı, ukraynalısı,suriyelisi, mısırlısı, tunuslusu, faslısı yine kaynaşsa tek vücut olsa.
bana kalırsa bu birliği gerçekleştirmek çok kolay, şimdilik sadece neden olmasın diyebiliyoruz belki, ama yarın?
bana kalırsa bu birliği gerçekleştirmek çok kolay, şimdilik sadece neden olmasın diyebiliyoruz belki, ama yarın?
Perşembe, Mayıs 17, 2007
Şehzade Mustafa

Muhteşem Süleyman hemşehrimiz olan padişahın avrupada bilinen ismi, öyle korku salmış, öyle bir gücü varmış ki düşmanları bile "muhteşem" lakabını vermekten çekinmemişler, zaferlerini, yiğitliğini ve heybetini artık hepimiz biliyoruz, hazineyi fütursuzca yaptığı harcamalarla zarara uğrattığını da çoğumuz biliyor, Hürrem Sultan vakasını da bir kısmımız biliyordur, ukraynadan gelen güzel slav kızı, osmanlı hanedanının Yıldırım Bayezid'den sonra saraya kabul ettiği tek nikahlı gelini, hırsları, zekası, yaptığı hayırlar, kendi çocuğu şehzade selim'i tahta çıkarabilmek için giriştiği türlü oyunlar, bunlardan da bi kısmımızın haberi vardır, ama Şehzade Mustafa'dan çok azımız haberdardır, büyük dedesi Fatih'e ne kadar benzediğinden, halkı ve yeniçeriler tarafından çok sevildiğinden, Avrupa'nın Kanuniden sonra başa geçer diye korkusundan titremesinden, cengaver, zeki tam bir Osmanlı padişahı olmasından...
İşte bu cengaverin başa geçecek olması, kendi oğlu olan Selim'i tahtta göremeyecek olması Hürrem Sultan'ın aklını başından alır ve onun aklının başından gitmiş olması demek, Kanuni'nin de aklının başından gitmesi demek olur... Oyuna gelen Kanuni kendisinin de çok sevdiği oğlunun idamına karar verir, olay gerçekleşir, Şehzade Mustafa şehid olmuştur, ama olay o kadar yıkıcı olur ki, hata yaptığını farkeden Kanuni yıkılır, Hürrem Sultan'dan olan en küçük şehzade cihangir, bir kaç gün sonra üzüntüsünden ölür, yeniçeri ağaları bu ayak oyunlarında en büyük role sahip olan rüstem paşa'yı sürgüne yollattırır, arkasından nice ağıtlar yakılır ama nafile, koskoca 38 yaşındaki geleceğin padişahı artık yoktur, işte arkasından yazılan bu beyitlerden birkaçı
meded meded yıkıldı bu cihanın bir yanı
ecel celalileri aldı mustafa hanı
tolundu mihr-i cemali bozuldu divanı
vebale koydular al ile al-i osmanı
geçerler idi geçende o merd-i meydanı
felek o canibe döndürdü şah-ı devranı
yalancının kurı bühtanı bugz-ı pinhanı
akıttı yaşımızı yaktı nar-ı hicranı
cinayet etmedi etmedi canı gibi onun canı
boğuldu seyl-i belaya tağıldı erkanı
n'olaydı görmeyeydi bu macerayı gözüm
yazıklar ona reva görmedi bu rayı gözüm
İşte bu cengaverin başa geçecek olması, kendi oğlu olan Selim'i tahtta göremeyecek olması Hürrem Sultan'ın aklını başından alır ve onun aklının başından gitmiş olması demek, Kanuni'nin de aklının başından gitmesi demek olur... Oyuna gelen Kanuni kendisinin de çok sevdiği oğlunun idamına karar verir, olay gerçekleşir, Şehzade Mustafa şehid olmuştur, ama olay o kadar yıkıcı olur ki, hata yaptığını farkeden Kanuni yıkılır, Hürrem Sultan'dan olan en küçük şehzade cihangir, bir kaç gün sonra üzüntüsünden ölür, yeniçeri ağaları bu ayak oyunlarında en büyük role sahip olan rüstem paşa'yı sürgüne yollattırır, arkasından nice ağıtlar yakılır ama nafile, koskoca 38 yaşındaki geleceğin padişahı artık yoktur, işte arkasından yazılan bu beyitlerden birkaçı
meded meded yıkıldı bu cihanın bir yanı
ecel celalileri aldı mustafa hanı
tolundu mihr-i cemali bozuldu divanı
vebale koydular al ile al-i osmanı
geçerler idi geçende o merd-i meydanı
felek o canibe döndürdü şah-ı devranı
yalancının kurı bühtanı bugz-ı pinhanı
akıttı yaşımızı yaktı nar-ı hicranı
cinayet etmedi etmedi canı gibi onun canı
boğuldu seyl-i belaya tağıldı erkanı
n'olaydı görmeyeydi bu macerayı gözüm
yazıklar ona reva görmedi bu rayı gözüm
ilahi cennet-i firdevs ona durağ
olsunnizam-ı alem olan padişah sağ olsun
taşlıcalı yahya bey
meali : (Ecel haydutları Mustafa Hán’ı aldılar ve bu cihánın bir yanı yıkıldı, medet medet! Yüzünün güzelliğinin güneşi battı, herşeyi dağıldı, Osmanlı hile ile vebal altında kaldı. Yalancının o kuru iftirası ve gizli nefreti yüzünden gözlerimizden yaşlar aktı, içimizde ayrılık ateşi yandı. Bu olup bitenleri görmesek ne kadar iyi olurdu ama maalesef bütün fenalıkları görmek zorunda bırakıldık. Áhımız sabah rüzgárı gibi yerlerde kalmasın, zira padişahımızın soyu hakarete uğradı! Hazreti Ömer’i andıran bir hükümdarın oğluna kıydığını bugüne kadar kim gördü, kim işitti acaba? Cennet bahçeleri Şehzade Mustafa’nın durağı, álemin düzeni olan padişahımız da sağ olsun)
bu mersiyeden sonra yahya bey Rüstem Paşa tarafından öldürülmek istenir, ama Kanuni'nin şaire olan sevgisi onu idamdan korur, yahya beyde sınır boylarına çekilerek daha sakin bir hayat sürmeyi tercih eder... Hürrem Sultan'ın isteği gerçekleşir 2. Selim Kanuni'den sonra tahta geçer, ama Hürrem Sultan bunu göremez, çoktan vefat etmiştir, 2.Selim de tahmin edileceği gibi devleti yönetemez, herşey sokullu'nun yeteneğine kalmıştır ve sokullu'nun vefatıyla birlikte imparatorluk da derin bir duraklamaya başlar...
Cuma, Mart 16, 2007
Çanakkale Şehitleri


Pazar günü Çanakkale Şehitlerini anıyoruz, her sene anıyoruz zaten başka birşey yaptığımız yok, Çanakkale'ye gidip anıtın orda veya şehitliklerde fotoğraf çektirenler daha bir anmış oluyor, 5 saat sonra evlerine sıcak yataklarına döndüklerinde atalarının savaştıklarından hiçbir farkları kalmıyor birçoğunun, bugün atalarımızın çanakkalede savaştıklarıyla savaş başlatıyoruz deseler, yeni zelandadan veya ingiltereden değil, beyni, fikri uçkuruna kaçmış liselilerden sonra da diğer gençlerden başlamamız gerekecek, gençler bırakın atalarından utanmayı, onları kabul etmiyorlar bile, Allah sonumuzu hayır eylesin...
Sonra cinsi nuruk, ahlakı fena
Bir sürü türedi, girdi meydana
Nerden çıktı bunca veledi zina
Yuh olsun onların ham ervahına
Çarşamba, Mart 14, 2007
Tevfik Fikret

Her insan hata yapabilir, yapar, yapmak zorundadır, önemli olan bu hatadan dönebilmektir, biraz zor olur hele yapılan fikri bir hataysa, nefse ağır gelir, bir yerde kendini yalanlamaktır,ama sonuçta bu değişimi yapabilenler tarihe isimlerini de yazdırabilmişlerdir, bir tanesi de Tevfik Fikret, Sultan Abdulhamid Han'a ermenilerin düzenlediği ve 10 dakikalık bir gecikme sonucu başarılı olamadıkları suikast sonucu Tevfik Fikret'in kaleminden şu dizeler çıkıyor ;
Ey şanlı avcı dámını bihude kurmadın / Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın! / Málik sesin o sevret-i ra’din-i gayza ki / Her yerde hiss-i hakk u halásın muharriki / ...Dursaydı bir dakikacağız devr-i bi-sükun / Bir hayr olurdu misli asırlarca gelmemiş’ (Ey şanlı avcı, tuzağını boşyere kurmadın, attın ama yazıklar olsun ki, vuramadın! Öfkeyle ve kızgınlıkla gürleyen sesin, hak ve kurtuluş duygusunu heryerde harekete geçirendir. O an bir dakikalığına devam etseydi, örneği asırlar boyu görülmemiş bir hayır, bir iyilik olurdu).
tanıdık geliyor değil mi? bugün de bu tarz yazarlar şairler çokça bulunmakta, dünya çapında ödüller almaktalar, beş para etmez oldukları halde, üstte alıntı yaptığım şiir de birçok kişi tarafından ezbere bilinmektedir, ne de olsa devletine, dinine, değerlerine isyan eden her zaman popüler olur, bazı kitlelerin gözünde kahramanlaşır, ama aynı insan yaptığı hatayı farketmiş ve yanlış yaptığını haksız olduğunu anlamış olsun, sizce o kişi veya yeni fikirleri, yeni şiirleri aynı popülerlik derecesine ulaşır mı? tabi ki hayır, buyrun aynı yazarın yani Tevfik Fikret'in yıllar sonra ne kadar yanlış yaptığını anladıktan sonra yazdığı bir başka şiir;
Nerdesin Şevketli Abdulhamid Han
Feryadım varır mı Barigahına
Ölüm Uykusu'ndan bir lahza Uyan
Şu Nankör bak Günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey Koca Sultan
Bizdik utanmadan İftira atan
Asrın en siyasi Padişah'ına
Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir Çürük ipliğe Hülya dizmişiz
Sade Deli değil, Edepsizmişiz
Tükürdük Atalar Kıblegahına
Milliyet Davası Fıska büründü
Rida-yı diyanet yerde süründü.
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem Peygamber'ine, hem Allah'ına.
Sonra cinsi nuruk, ahlakı fena
Bir sürü türedi, girdi meydana
Nerden çıktı bunca veledi zina
Yuh olsun onların ham ervahına
Tahrike yeltenip tac ve tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenin nermü sahtini
Rahmet Sultanım suz-ı ahına
Padişah hem zalim, hem Deli dedik
İhtilale kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz beli dedik
Çalıştık fitnenin intibahına
Çok kişiye şimdi vatan mezardır
Herkesin beladan nasibi vardır
Selametle eren pek bahtiyardır
Bu şeb-i yeldanın şen sabahına
Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kara bir sürü alçak
Kemend attı dehrin mihrü majına
Hoş oldu cilvesi bu hürriyetin
Tadı yok amma şu meşrutiyetin,
Deccal'a zil çalan böyle
Bundan başka çare yok ıslahına
Lakin sen Sultanım gavsı ekbersin
Ahiret'ten bile himmet eylersin
Çok çekti şu millet, murada ersin
Şefaat kıl şahım, meded hahına.
Feryadım varır mı Barigahına
Ölüm Uykusu'ndan bir lahza Uyan
Şu Nankör bak Günahına
Tarihler adını andığı zaman
Sana hak verecek ey Koca Sultan
Bizdik utanmadan İftira atan
Asrın en siyasi Padişah'ına
Divane sen değil, meğer bizmişiz
Bir Çürük ipliğe Hülya dizmişiz
Sade Deli değil, Edepsizmişiz
Tükürdük Atalar Kıblegahına
Milliyet Davası Fıska büründü
Rida-yı diyanet yerde süründü.
Türkün ruhu zorla asi göründü
Hem Peygamber'ine, hem Allah'ına.
Sonra cinsi nuruk, ahlakı fena
Bir sürü türedi, girdi meydana
Nerden çıktı bunca veledi zina
Yuh olsun onların ham ervahına
Tahrike yeltenip tac ve tahtını
Denedi bu millet kara bahtını
Sınadı sillenin nermü sahtini
Rahmet Sultanım suz-ı ahına
Padişah hem zalim, hem Deli dedik
İhtilale kıyam etmeli dedik
Şeytan ne dediyse biz beli dedik
Çalıştık fitnenin intibahına
Çok kişiye şimdi vatan mezardır
Herkesin beladan nasibi vardır
Selametle eren pek bahtiyardır
Bu şeb-i yeldanın şen sabahına
Sen hafiyelerle dem sürdün ancak
Bunlar her tarafa kurdu salıncak
Eli yüzü kara bir sürü alçak
Kemend attı dehrin mihrü majına
Hoş oldu cilvesi bu hürriyetin
Tadı yok amma şu meşrutiyetin,
Deccal'a zil çalan böyle
Bundan başka çare yok ıslahına
Lakin sen Sultanım gavsı ekbersin
Ahiret'ten bile himmet eylersin
Çok çekti şu millet, murada ersin
Şefaat kıl şahım, meded hahına.
1,2,3 ve özellikle 5. dizeye dikkat!
sizce de bugün aynı tarzda hatalar yapılmıyor mu? tarih tekerrürden ibarettir, önemli olan tarihten ders alıp aynı hataları tekrarlamamaktır, ama küffar bu çabayla devam ederse yeni neslin öğrenebilecek tarihi de kalmayacak, bizim de küffarla savaşımız sonsuza kadar devam edecek...
Pazar, Mart 04, 2007
Ermeniler, Sözde Soykırım ve II. Abdulhamid Han

Niçin böyle lastik gibi yüzyıla yakın bir zamandır bu safsata uzatılır bilmem, tüm dünya güneşi gördüğü gibi görüyor ki ortada soykırım moykırım yok, bunu biraz kitap kurcalayan Ermenilerin kendisi de biliyor, Fransızı da biliyor, kendini beğenmiş, pazarlıkla anlaşıp Nobel sahibi yazar da biliyor, ben de biliyorum, Sultan'ın kendisi de biliyor, anılarını yazarak bu bilincimize bilinç katan İsmet Bozdağ da biliyor, evdeki kütüphanemi karıştırmasam böyle aydınlatıcı bir kitabı okumadan yaşayacaktım, neyse ki böyle bir olumsuzluk olmadı, olayları birinci şahıstan okumanın mutluluğunu yaşadım, buyrun ben parmağınızın ucuna kadar getiriyorum kitabı, pazarlığı kendinden yapılmış, size sadece tıklaması kalıyor, kendi tarihimize seyirci kalmamak için;http://www.kitapyurdu.com/kitap/default.asp?id=39655&sa=21263618&session=12887170488233512351&LogID=
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




